Şehrin sokaklarının, sahnelerinin ve beklenmedik köşelerinin sanatla buluşmasına hazır mısınız?
28 Eylül – 4 Ekim tarihleri arasında; performans, dans, tiyatro, müzik, komedi ve söyleşilerle dolu çok sesli ve sınırları aşan festival yolculuğu Fringe, İzmir’de başlıyor. İstanbul’dan Melbourne’e, Paris’ten Montreal’e ve İzmir’e uzanan bu geniş rotada; farklı disiplinlerden sanatçılar, kolektifler ve sanatseverler aynı hikâyenin parçası oluyor.
Fringe ruhu; mekânları yeniden keşfetmek, alışılmış kalıpların dışına çıkmak ve sanatla kent arasında yepyeni bağlar kurmak demek. Festivale ev sahipliği yapan mekanlar; Darağaç Mutfak, Monk Community, PAL İzmir, Sardunya, Tiyatro Salt ve Defxane’de birbirinden farklı performanslar seyirciyle buluşacak.
Bu buluşmayı mümkün kılan festivalin arkasındaki yaratıcı ekipte ise Festival Direktörü Simge Günsan, Operasyon Sorumlusu Betal Özay, Sanat Direktörü Dicle Doğan, Sanatçı Koordinatörü Bahadır Yüksekşan, Mekân Koordinatörü Serenay Oğuz, Gönüllü Koordinatörü Özge Canoğlu, İletişim Sorumlusu Uygar Erkuş ve Görsel Tasarımda Atakan Tuna yer alıyor.
Fringe İzmir Buluşması’na dair merak ettiklerimizi Simge Günsan ve Betal Özay’a sorduk.
Fringe ile dünya genelinde kalıp dışı bir sanat sergileme biçimi yayılıyor; bunu İzmir’in kentsel dokusuna nasıl entegre ettiniz?
Betal: Bu yıl programımızdaki işleri farklı alternatif mekânlarda buluşturarak mütevazı bir başlangıç yaptık. Programdaki mekanları İzmirin bağımsız ve alternatif sanat dünyasındaki çok önemli yapı taşları olarak görüyoruz. Ancak önümüzdeki yıllarda bunu daha da ileri götürmek; kamusal ve yarı kamusal alanlara, kentin gündelik akışına ve mekâna özgü işlere daha fazla yer vermek istiyoruz. Bizim için Fringe’i İzmir’e entegre etmek, yalnızca mevcut mekânlarda işler sergilemek değil, kentin kendisini bir sahneye dönüştürmek anlamına geliyor. Dolayısıyla ilerledikçe alışılmış sergileme biçimlerinin daha da dışına çıkacağımız, sanatçı ile izleyici arasındaki karşılaşmayı kentin farklı noktalarına taşıyacağımız bir yapı kurmak istiyoruz.

Performans alanlarını nasıl bir düzene göre konumlandırdınız?
Simge: Performans alanlarını İzmir merkezinde, belirli bir bölgede yoğunlaşacak şekilde konumlandırdık. Buradaki temel amacımız, festivalin şehir içinde fazla dağılmasını ve izleyicinin farklı ilçelere gitmek zorunda kalmasını önleyerek, neredeyse yürüyerek takip edilebilecek bir festival rotası oluşturmaktı. Aynı zamanda festival katılımcılarını ve sanatçıları birbirine yakın alanlarda tutarak onların da ulaşımını kolaylaştırmak istedik. Böylece hem izleyici hem de festival ekibi ve sanatçılar için daha erişilebilir, bütünlüklü ve etkileşime açık bir festival deneyimi yaratmayı hedefledik. Bunun yanı sıra, festivalin şehir üzerindeki etkisini daha kolay gözlemleyebilmek ve ölçebilmek de bu yerleşim kararımızın önemli nedenlerinden biri.
Performansların tek bir merkeze toplanmadan alternatif alanlara yayılması nasıl bir kitle hedefi taşıyor? Daha önce tiyatro/performans salonuna girmemiş insanlar mı, yoksa yeni üretim arayan sanatçılar mı?
Simge: Aslında hedefimiz herkesin gelmesi değil. Yani amacımız herkese ulaşmak değil; merakı olan, yeni bir deneyime ve karşılaşmaya açık insanları bir araya getirmek. Önceliğimiz fringe ruhunu taşıyan insanların bir araya gelmesi diyebilirim. Zaten etkinlik alanlarımızın çoğu küçük ve sınırlı sayıda izleyiciye hitap ediyor. Bu nedenle bizim için mümkün olduğunca çok kişiye ulaşmaktan ziyade, doğru seyirciyle karşılaşmak önemli. Bir işin doğru seyirciyle buluşmaması hem sanatçı hem de izleyici için bir mutsuzluk yaratabiliyor. Biz düşüncelerin ve fikirlerin gelişebileceği, yeni karşılaşmaların, dostlukların ve tartışmaların ortaya çıkabileceği güvenli bir alan yaratmak istiyoruz. Bununla birlikte, Fringe’deki işlerden hoşlanma ihtimali düşük olan birinin bile “Ben normalde böyle bir şey izlemem ama bir deneyeyim” diyerek karşılaşmaya açık olmasını umuyoruz. Bizim için nicelikten çok, bu karşılaşmaların niteliği önemli.

Fringe kalıpları yıkmak demek, bu edisyonda kendi koyduğunuz veya sektörün dayattığı hangi kuralı yıkmak zorunda kaldınız?
Betal: Bu festivalde ticari bir bakışla hareket etmedik. Kâr-zarar ekseninde düşünmek yerine, başka türlü bir üretim ve paylaşım biçiminin mümkün olup olmadığına odaklandık. Bunun için de gönüllülüğü yalnızca bir ihtiyaç ya da kaynak olarak değil, yaratıcı bir ilke olarak ele aldık.
Gösteri sanatları sektöründe üretim süreçleri çoğu zaman telaş, kaygı, yoğunluk ve dağınıklık üzerinden ilerleyebiliyor. Biz bunun karşısına daha odaklı, minimal, ferah ve sakin bir çalışma iklimi koymaya çalıştık. Hem sanatçıların hem gönüllülerin hem de izleyicilerin kendilerini bu yapının bir parçası ve ait hissedebilecekleri bir alan yaratmak bizim için önemliydi.
Dolayısıyla bu yıl belki de en çok, “bir festival mutlaka böyle yapılır” düşüncesinin kendisini sorguladık. Daha azıyla, daha sakin bir ritimle ve birlikte üreterek de bir festival yapılabileceğini deniyoruz.
Simge: Fringe’i tasarlarken en başından beri amacımız yalnızca birkaç kalıbı yıkmak değil, mümkün olduğunca çok şeyi yeniden düşünmekti. Sosyal medya yönetiminden festival programının oluşturulmasına, mekân seçimlerinden sanatçı ilişkilerine kadar her alanda kendimize koyduğumuz ilk kural, bir şey denemekti. “Bunu festivalde nasıl yapmalıyız?” sorusundan çok, “Bunu başka nasıl yapabiliriz?” diye sorduk. Dolayısıyla bu edisyonda olan kuralları baştan kabul etmemek oldu. Her alanı bir deneme ve öğrenme süreci olarak ele aldık.

Gösterilerin seyirciye geçmesini istediğiniz tek bir duygusu olsa ne olurdu?
Simge: Tek bir duygudan ziyade bir durum yaratmasını çok isteriz. Sürekli bir tartışma yaratmaktan bahsediyorum ya, bu konuda gerçekten ciddiyim. İzleyicinin sunduğumuz deneysel işlerle karşılaştığında “beğendim” ya da “beğenmedim” demekle yetinmemesini; iş üzerine düşünmesini, soru sormasını, fikir üretmesini ve mümkünse bu fikirleri başkalarıyla paylaşmasını istiyorum. Çünkü programımızdaki işlerin tamamı ya yapım aşamasında olan ya da çok az kez sergilenmiş ya da kendine bir yer arayan işler. Dolayısıyla seyircinin karşısına her şeyin cevabını bulmuş işler koymuyoruz. Seyirciyi de bu işlerin bir parçası olarak görüyoruz.
İzmir Fringe yaratıcıları şehre dokunan ve multidisipliner insanlardan oluşuyor, bu çeşitliliği etkinlik genelinde nasıl yansıtmayı düşünüyorsunuz?
Simge: Bu festivalin yürütücülüğünü, çok yumuşak, uyumlu ve sakin bir ekiple, büyük bir kolaylık ve keyif içinde üstlendik. Birlikte çok vakit geçirmedik ama ekip arkadaşlarıma şöyle bir baktığımda bile bende hayranlık yaratıyorlar. Aramızdaki bu enerjinin festivalin geneline yansıyacağından eminim. Bence festival günleri rüya gibi akıp gidecek. Umarım sizler de festival boyunca buna eşlik edersiniz.

İzmir gibi kendine has ritmi olan bir şehirde ‘fringe’ olmak ne anlama geliyor?
Betal: İzmir gibi kendine has bir ritmi olan şehirde fringe olmak, biraz da o ritmin içerisinde oluşmuş konfor alanını rahatsız etmek demek bence. Bir İzmirli olarak, kentin gündelik yaşam pratiklerinin tekrarlarla ve alışkanlıklarla örülmüş, kendine özgü bir rahatlık alanı yarattığını düşünüyorum. Fringe’in burada yapabileceği şey, o alanı yıkmak değil; o alanın iç dinamiklerine küçük elektroşoklar vererek kısa süreliğine insicamını bozmak.
Simge: Beklenmedik karşılaşmalardan korkmamak, rahatlığın içinde bulunması gerekli disiplinli bir çalışma hali anlamına geliyor benim için de…

Bu festival ile İzmirde sanat sergilemeleri açısından nasıl bir değişim yaşanacağını düşünüyorsunuz?
Simge: Çok büyük bir değişim yaşanacağını düşünmüyorum ama insanların birbiriyle etkileşime girdiği ve festival sonrasında da devam edebilecek ilişkilerin kurulduğu bir alanın oluşacağını düşünüyorum. Umarım düşündüğümüz olur 🙂
Betal: İlk senesini gerçekleştiren bir festival için “İzmir’de bir değişim yaratacağız” demek zaten başlı başına iddialı bir söylem. Üstelik bu değişimin nasıl olacağını bugünden tarif etmek daha da iddialı. O yüzden bizim için şu aşamada önemli olan, belirli bir değişimi vaat etmekten çok, bir değişimin kendisini katalize edebilecek bir alan yaratmak.
Beni asıl heyecanlandıran şey, festivalin başlangıcı ve bitişi arasına sıkışmayan bir enerji yaratabilmek. Festival bittiğinde her şeyin sona ermesi yerine, burada kurulan karşılaşmaların, fikir alışverişlerinin ve tartışmaların devam edebilmesi; yeni işlere, yeni birlikteliklere ve yeni sorulara dönüşebilmesi. Festivalin etkisinin kendi takviminden daha uzun sürme ihtimali bizim için önemli.

Röportaj: Serkan İncu
Redaksiyon: Yağmur Sağlam
