Zamana Tepeden Bakmak
Zaman her zaman ileri akmaz. Bir kitap, resim ya da şarkı zamanın akışını değiştirebilir. Geçmişle konuşmak ve temasa geçmek ancak bu araçlar sayesinde mümkün olur. Temas, tek yönlü bir şekilde vuku bulmaz. Bugünden geçmişe uzanmak, geçmişin bilgilerini toplamak geçmişle bir olmak anlamına gelir. İçinde bulunduğumuz andan geçmişe temas edince zamanın doğrusallığını kırmak mümkün olur. “Zamana Tepeden Bakmak” sergisinde Meral Yıldız çok farklı zamanlardan farklı akıl hocalarıyla el ele veriyor. Yıldız’ın oluşturduğu zincir sanat tarihinin sürekliliğini sağlayan bir usta çırak ilişkisine dönüşüyor.


Meral Yıldız sergide yer alan eserlerinde sanatını bir bilgi aktarım aracı olarak kurguluyor. Sanatçı bazen kendisine ait, ispatı ya da inkârı mümkün olmayan bilgileri aktarmayı tercih ederken bazen de ansiklopedik, kütüphanelerde bulunabilecek birikimini paylaşıyor. Kariyeri boyunca Wassily Kandinsky ile bir diyalog halinde olan Yıldız, Rus sanatçıyı bir yol gösterici olarak konumlandırıyor. O’nun açtığı sanatsal yola bir taş da kendisi döşemeyi amaçlarken bu sergide Kandinsky’nin hem bir öğrencisi hem de bir eşlikçisi olarak yer alıyor. Bu eşlikçiliğin sonucunda Yıldız’ın sanatı bu temsil sorumluluğu altına girmeyen bir yapıya sahip olur. Sanatçı sembollere ya da çağrışımlara uzak duran bir tavır takınırken asıl amacı olarak ruha dokunmayı belirler. Temsiller ve çağrışımlar ise izleyiciyi akılla kavranamaz olandan uzaklaştıracak, onları aşina oldukları dünya ile sınırlandıracaktır. Tam da bu sebepten ötürü sanatçının işleri kendisinden başka bir şeye referans vermez. Sanatçı olarak Meral Yıldız duyumlarını yansıtma gücünü renk ve çizgi aracılığıyla yine içsel dünyamdan alıyorum diye ifade eder. Onun için ilk evre özgür ve bilinçsiz şekilde gerçekleşir. İkinci evre ise dikkatlice hesaplanarak maneviyat ve anlam alarak yol bulur. Burada da yine güzel kokan renkler, iç görü ve tefekkür sanat eserine dönüşmesine yardımcı olur. Öne çıkan şey tuvalin üzerindeki uyum ve dengedir. Eserler farklı parçaların tek tek anlaşılması yerine bütünün sezgiler yoluyla içselleştirilmesini öncelik edinir. Yani resmi anlamak değil hissetmek gerekir. Eserler beş duyuyla değil ruhla temasta olmalıdır. Duyular birer araçtır.

Kandinsky’nin etkisi sanatçının soyutu ele alışında ve ruhsallık ile kurduğu ilişkide kendisini gösterir. Ancak Yıldız ve Kandinsky’nin sanatsal pratikleri birbirinden oldukça farklıdır. Yıldız’ın tuvalleri kolaj, dijital çizim, baskı ve boyanın bir araya gelmesiyle oluşur. Sanatçı farklı sıralar ve yoğunluklarla bu teknikleri kullanarak eserlerini oluşturur. Günün sonunda ortaya çıkan eserlerde temas etmediği düşünülen bu tekniklerin dengesini görmek mümkündür. Sanatçı tuvalleri üzerinde görsel öğelerin uyumunu ararken bir yandan da sanat üretim yöntemleri arasında bir uyum ve denge kurar. Kandinsky ile kurduğu iletişime atıfla Meral Yıldız’ın bir çeşit Bauhaus pratiği benimsediğini söylemek mümkündür. Disiplinlerin iç içe geçtiği ve birbirini tamamladığı tuvallerde sanatçı Bauhaus’un disiplinlerarasılığını günümüze uyarlar. Günlük yaşamımızın hızla dijitalleştiği, teknolojinin gittikçe daha alana sirayet ettiği yirmi birinci yüzyılda disiplinlerarası uyumu arayan Yıldız için “analog – dijital” ayrımı önemli görülebilir. Sanatçı dijital çizimleri tuvallere bastırdıktan sonra onların üzerine müdahalelerde bulunuyor dolayısıyla dijital olan ile boya arasında kurulması gereken denge önem kazanıyor.
Yıldız’a göre ruhun kendisi ilahi olanla başka çeşit bir bağ içindedir. Değişiklikler ve sanat bu bağ aracılığıyla gelir. Kandinsky’ye göre ise soyut sanatın bu biçim dengesi akıl ve sezginin dengesidir. Kandinsky bu dengede tüm yaratmanın evrensel yasasını bulur. Yine ona göre küçük daireler büyük daireler kadar değerlidir çünkü bir dairenin gücü boyutunda değil varlığında gizlidir. DAİRE POZİTİF GÜCÜ İFADE EDER.
Meral Yıldız, sanat tarihine ve kişisel tarihine lineer olmayan bir bakış olarak kurguladığı sergisinde izleyicinin ruhuna temas ediyor. Eserlerinin kendinden başka bir şeye referans vermez haliyle sanatçının yaklaşımı örtüşüyor. Tuvaller kendilerine has, otonom bir düzeni tesis ederken sanatçı da aynı şekilde zamanı alabildiğine öznelleştiriyor. Geçmişe dönerek akıl hocası Kandinsky ile yol arkadaşı oluyor, onun güzergahında bir adım öteye atıyor. Sanat tarihsel bir figür ile yol arkadaşı olmak demek şüphesiz zamanı bütüncül bir yerden ele almak, zamana tepeden bakmak anlamına geliyor.

