RÖPÖRTAJ – HEYKELTRAŞ ELBRUZ DENGE 

 Hazırlayan: Aslı Karadağlı

2023’ün son günlerine girerken yılın son röportajı için Genç Sanat Tarihçisi, Aslı Karadağlı’nın hazırladığı çalışmayı sizlerle paylaşmak istedik.

Keyifli okumalar, mutlu yıllar!
Lokall Online Ailesi ❤️

 

Ben Aslı Karadağlı, Datça’nın Emecik köyünde yaşıyorum. 2 yıldan beri sanat tarihi konusunda çeşitli çalışmaları yapıyorum. Çalışmalarım, yolumu Heykeltraş Elbruz Denge’nin yoluna çıkardı Kendisinin, Reşadiye’de bulunan ‘‘Bukalemun’’ heykeli önünde sohbetimize başladık, ardından Rüzgar Kafe’ye geçtik. Neden Bukalemun? “Ben kendimi hayvanlarla da ifade etmeye çalıştım. Gördüğünüz gibi onu, Datça’nın en eski mahallesinde yapılmış olan bir modern sitenin içine koydum. Bukalemun ne yapar? Renk değiştirir.”

Elbruz Denge Muğla’nın Datça ilçesinde yaşıyor. Bu küçük sahil kasabasında üretimlerine devam eden sanatçı için Datça, büyük bir ilham kaynağı!

 

Aslı Karadağlı: Bize Elbruz Denge’nin kim olduğunu anlatır mısınız?

Elbruz Denge: Atölyesi Datça olan, yirmi yıldır heykel yapmakla uğraşan yerel bir sanatçıyım.

Elbruz Denge

Aslı Karadağlı: Sanata ve özelinde heykel sanatına nasıl bakıyorsunuz? 

Elbruz Denge: Sanat insan içindir. Diğer canlıların tümünü kapsayan bir kümede dar bir parantezi etkileyebildiğini söyleyebilirim. Ama bizim üzerimizde etkisi büyük. Duygularımızın, hislerimizin derinlerinde bizi kendimize, birbirimize bağlayan etkileri olduğunu düşünüyorum. Heykel sanatı ise, bence şiir sanatına yakınsar. Şiir sanatını diğer sanatların üstünde görüyorum. Şiirin ana enstrümanı insanlıktır ve bedeli en yüksek sanattır.

                        

Berkin Elvan Heykeli, İskele-Datça, 2014                       Balık Heykeli, Flow Oteli, Datça 2015


Aslı Karadağlı: Yaklaşık 25 yıl önce Datça’ya yerleştiğinizi söylediniz az önce. Sanatınızı yaparken bu süreçte sanatçı olarak pek çok değişim, dönüşümden bahsettiğiniz olur. Bazılarını bizimle paylaşmak ister misiniz?

Elbruz Denge: Datça’da neredeyse kesintisiz otuz yıldır yaşıyorum. Çok az ve mümkün olan en kısa süre için Datça dışına çıkarım. Dedim ya benim atölyem Datça.

Pek çok dönüşüm noktası yaşadım. Heykele çekiç ve çiviyle, murç bile değil, çiviyle yontarak başladım. Bu dönemde edebiyattan çok beslendim. Sanatın anlatı kaygıları üzerine fikirler edindim. Yaşadığım kasabadan Amerika’yı, hatta Afganistan’ı keşfetmeye çalıştım. Bilginin değeri, en ufak bilgi kırıntısına kavuştuğunuzda içinizde coşan heyecanla sınanabilir sanırım.

Bir ara Hacettepe Üniversitesi Heykel Bölümüne misafir öğrenen olarak gitmiş, orada atölye tozu yutmuştum. Orada heykelcinin kullandığı araçlarla ilgili görgüm arttı. Dönüşmüş halde Datça’ya döndüm. Kendimi heykele bıraktım ve bu uğurda pek çok değişim yaşadım, hâlâ da değişiyorum, dönüşüyorum.

 

Aslı Karadağlı: Heykel sanatı sizler için geçmişte neydi, bugün ne ve gelecekte nasıl olacak?

Elbruz Denge: Geçmişte heykel sanatı mimariye katılırken, bugün mimari heykele dönüştü. Geçmişteki heykelciliği bu konuda bilgeleşmiş insanların fikirlerinden beslenerek anlamaya çalışmak daha sağlıklı olacaktır. Günümüzde, öncü sanat akımları ve bunların birbirlerini reddiyeleri üzerinden gitmediğimiz gerçektir. Heykel, zengin malzeme çeşitliliği ile günümüzde coşkun hale gelmiştir. Özgünlük önemsenirken, esinlenme ve etkileşim de doğal kabul görüyor. Bilimin ve teknolojinin heykel sanatını çokça etkilediğini görüyoruz.

Ben heykel ve heykel sanatçısı bolluğu yaşadığımızı düşünüyorum. Bunu olumlu buluyorum.

Gelecekte heykel sanatının ne olacağına ilişkin öngörülerim anmaya değmeyecek kadar zayıf ve tutarsız. Genç sanatçılarımız bugünden geleceği yaratıyorlar diyebilirim.

             Bukalemun Heykeli, Reşadiye-Datça 2013

Aslı Karadağlı: Kendinizi yerel ve yan sanayi heykeltıraşı olarak tanımlıyorsunuz. Ne demek yerel ve yan sanayi biraz daha açabilir misiniz?

Elbruz Denge: Datça dışında bir yerde veya yerelde yaşama isteğim olmadı. Burada ve buradan beslenerek heykel çalıştığım için yerel sanatçılığı yakıştırıyorum kendime. Tabii benim hissetmem ile olmaz, asıl Datça’nın beni kendi yerel sanatçısı olarak kabul etmesi gerekir. Datça bana, önüme şartlar koymadan özgürlük verdi. Sanatın hammaddesidir özgürlük.

Yan sanayi heykeltıraşı ise, kendime doğrulttuğum uyarıcı bir şakadır. Atölyem Datça oto sanayisinin yanında bulunuyor. Bunun avantajını kullanarak kibire, kaprise bulaşmamak üzere ürettiğim bir oto uyarıdır bu.

 

Fikir Sağlığı Heykeli, İskele-Datça, 2021

Aslı Karadağlı: Sizin ‘Sanatçı değer almaya değil, değer katmaya muhtaçtır’ diye bir söyleminiz var. Bu cümleyi de biraz daha açarak, sanatçının toplumla ilişkisinin ne olduğunu, nasıl olması gerektiğini anlatabilir misiniz?

Elbruz Denge: Sanat ve sanatçı değerlidir. Sanatçı değer yaratandır. Buna muhtaçtır. İçinde yaşadığı toplumca değer görmediği düşüncesinde olsa bile, zorlukları anarak tepinse bile değer yaratmaya muhtaçtır sanatçı. Bazen toplumlar, sanatçılarından bazılarını kaybettikten yıllar sonra onlardan ve eserlerinden beslenmeye başlamışlardır. Sanat, toplumlara anlayışlarının sağlamasını yapma fırsatı verir. Sanatçının ise, söylemesi gerekeni söylemekten başka çaresi yoktur. Sanatçı için alkış elbette önemlidir. Ama ona muhtaç değildir.

Fok Badem Heykeli, İskele Datça, 2012

Aslı Karadağlı: Siz bir heykeltıraşsınız. Az önceki cevaplarınızdan toplumla sanatçı arasındaki ilişkiyi net bir şekilde anlattınız. Peki sanat ile, yani heykel ile sanatçı arasındaki ilişki nedir? Heykel sizin için nedir?

Elbruz Denge: Ben heykel bestelemeyi hamileliğe benzetirim. Birden çok esere hamile kalabilirim. Doğum süreleri farklı olabilir. Doğurmak fakat erişkin doğurmak zorundayım.

Derdimi mermer yontarak anlatmayı tercih ediyorum. Heykel yontarken kendimi de yontuyorum. Yeniden doğup ölüyorum. Yüksek tansiyonlu bir süreç benim için. Bazen insanlıktan çıktığım oluyor.

Yaptığım heykel yerine konduktan sonra izleyenlerin arasına katılıyorum. Heykeli seyrederken yontmaya devam ediyorsam, ustalık sorununu utanarak yaşıyorum. Bununla beraber, üstün seviyelerde ustalık içeren kimi heykelleri, bir eşyaya döndükleri için eleştiriyorum. Heykelimde anlamına uygun ruh veremez isem, bu bana katlanılmaz gelir.

Elbruz Denge ile röportajımızı gerçekleştirirken. 

Aslı Karadağlı: Geçtiğimiz günlerde ‘Fikir Sağlığı’ heykelinizin önünde bir yapılan bir forumda plastik sanatları, heykeli bir şiire benzettiniz ve sanat şiirdir gibi bir ifadede bulundunuz. Ne demek istediniz daha açık olarak?

Elbruz Denge: Şiir, diğer sanatlardan ayrıcalıklı bir enginliktedir. Şiirin herhangi bir harfine bile müdahale etme cüreti gösteremezsiniz, dokunulmazdır. Bence mağara resimlerinden önce de şiir vardı. İnsanlığı en çok besleyen sanattır. Ben şair olamadığım için heykel yapıyorum. İçinde şiiri olmayan heykel, bu sonsuz uzayda kendine yer açamaz. Bunu biliyorum.

 

Aslı Karadağlı: Siz bir sanat eseri ortaya çıkardığınızda, biz sanat alımlayıcıları onu anlamaya ve sizi anlamaya çalışıyor, bizde uyandırdığı hisler ile bir estetik deneyim yaşıyoruz. Peki gerçekten sanat, ortaya koyduğunuz, belli bir malzeme ile yapılan ‘o’ nesne midir yoksa fikriniz mi? Yani sanat bir fikir midir yoksa icraat mi?

Elbruz Denge: Sanat eserleri duygularımızla ve estetik okurluğumuzla içimize siner. Sanat duygularımızın oluş biçimini etkiler. Sanat, gerçeğe ulaşmak ve katlanmak iştahıyla ürettiğimiz büyüleyici yalanlardır.

 

Aslı Karadağlı: Günümüz ve geleceğin sanatında gündemi sallayan bir konu var yapay zekâ. Sizce yapay zekâ sanat konusunda ne boyutta ilerleyebilir ve gelecekte sanatçı, sanat eseri, yapay zekâ üçgeninde bizleri neler bekliyor?

Elbruz Denge: Yapay zekâ henüz bebek. Bizim fikir üretme formüllerimizi taklitle başladı. Şimdi sonsuz kombinasyon yeteneğinin gelişeceğini ürpererek görüyoruz. Bütün insanlardan, hem de izin alma zorunluluğu olmadan beslenen ve ışık hızıyla çalışan bir sanal canavar gibi duruyor. Her birimizden, hepimizi ezecek sonsuzlar yaratacak matematiksel canavar gibi. Ortak değerlerimizi de değersizliklerimizi de topluyor ve unutmuyor. İdeolojilerin, dinlerin üzerimizdeki manipülasyonuna bakarak, yapay zekânın çok daha kuvvetli yönlendirme etkisi olacağını düşünüyorum.

Sanatı ve sanatçıyı etkilemesini de kaçınılmaz görüyorum. Eğiten, öneren, kritik eden ve saire gücü şimdiden hissediliyor. Yapay zekâyı kullanmak bağımlılık yapıcı bir zorunluluk olacak. Sanatçı, yapay zekâ tarafından kandırılmamaya uğraşacak. Ama onun da her hamlesi yapay zekâyı besleyecek.

Gölgesi olmayan bu gerçeklikten kaçış, kurtuluş yok gibi. Yapay zekâ sadece filden, timsahtan beslenseydi sorun yoktu, ama insandan besleniyor. Sanattan da besleniyor.


Elbruz Denge hk: Instagram:
@atölye_de_n Facebook: Atölye De’n

Aslı Karadağlı hk: Instagram: @sanattarihi_atolyesi / @karadalasl 

 

Redaksiyon: Serkan İncu