Biz aramızda Kasım-Aralık sayımıza kimi konuk etsek de keyifle muhabbet etsek diye düşünürken bir de duyduk ki Çok Da Fifi Hatunlar Stand-up Grubu şehre geliyormuş. Hemen kendisi de bir İzmirli olan senelerin mizah yazarı genç mi genç Deniz Özturhanlı’ya ulaştık ve davetimizi yaptık. Onlar da bizi Bios’taki gösterilerine çağırdılar. Biz de ekipten vakit ayırabilen kim varsa toplanıp gittik.

Bir garip içimize su serpildi, her gün yaşadığımız hikayelerin mizahla karşımıza dökülmesi değişik, özgürleştirici bir his verdi. ‘Aman tanrım Özgür, ifşa oluyoruz’ deyişimi, sahnede dönen muhabbetin yanı sıra bistromuzda dönen muzip ve ‘aman’lı bakışlarla geçen muhabbetimizin keyfi hala içimde. Sonraki gün otellerinde kahvaltılarına katılacağımız ekibe ne soralım diye düşüneduralım biz, mevzular bizim pek de soru sormamıza gerek kalmadan ilerledi. İçinden itina ile seçeceğimiz, tanıtma mahiyetinde bilgiler var tabi, ancak bu kadınların enerjisini tatmak için kesinlikle izlemek şart. Onun için bu röportaj bir tenzihle başlıyor.

Aşağıda okuyacaklarınız 19 Ekim 2017 tarihi saat 10.00’da başlayan röportajın enformatik bir versiyonudur, o esnada geçen mizahın aktarılması mümkün olmamıştır.

Çok Da Fifi özetlemek gerekirse toplamda yedi kadından oluşan bir stand-up grubu; Aslı Akbay, Buse Sinem İren, Deniz Özturhan, Hande Yögen, Meltem Parlak, Leyla İrem İncegül, Şirincan Çakıroğlu. İzmir’de Leyla’yı izleme şansı bulamadık ama olsun bir dahaki sefere kısmet, diyoruz.

İstanbul’da stand-up yapan kadınların çoğunu içinde barındıran Çok Da Fifi’nin kuruluşu Deniz’in anlatımıyla “İki sene önce, tur menajerimiz, Deniz Gölpınar, bizi Komedi Festivali’ne, bir Ankara turnesine çağırmıştı, beş kişi olarak gittik. Aslında beni çağırmıştı ama ben dedim ki ‘tek başıma gitmek, yani yalnızlık, Allah’a mahsus… Kızlar var başka çok güzel? Onlarla gidelim!’” Böylelikle Ankara’da çıkardıkları ‘muazzam’ gösterinin ardından akıllarına düşmüş, birlikte kısır günü yapıp neden mizah konuşmuyoruz demişler. Sonra da bir toplu sohbet açılmış, kurulan grubun adıyla stand-up gruplarının adı da ortaya çıkmış: Çok Da Fifi. “Bak aslında bütün kuruluşumuzun temeli bu sohbet grubudur!” diye ekliyor Deniz.

Söyleşinin devamında öğreniyoruz ki İstanbul stand-up sahnesi küçük bir sahne, toplasan 30-35 kişilik bir çevre, Çok Da Fifi ekibinin dışında iki üç kadın daha var. Büyük isimler haricinde sahne alan kesim bir alt kültür olarak yayılmakta. Yakın zaman içinde pek çok mekanın desteğiyle, stand-up ve komedi için düzenlenen temalı gösteriler ve açık mikrofonlar hem stand-up’a ilgiyi artırmış hem de sanatçıların görünürlüğünü. Tabii aşikar olanı onlar da söylüyor, hemen hemen her meslekte olduğu gibi erkek egemen bir dünya stand-up dünyası da. Buse ekliyor “erkeklerle sahneye çıktığında tek kadın oluyorsun çoğu zaman ve ‘aa kız çıkarmışlar’ gibi bir algı oluşuyor.” İzleyicinin tepkisinin sadece kadınlardan oluşan bir komedyen ekibe, diğer şekilde olacağından daha açık olduğunu anlıyoruz.

Zaten Çok Da Fifi’nin kurulmasının altında yatan amaçlardan biri “kadınlara kendilerini daha rahat ifade edebilecekleri bir alan sağlamak. Kadın komedyenler için daha fazla sahne imkanı ve kadınların gözünden mizahı görebileceğimiz yani kadın seyircinin kendi hikayesini dinleyebileceği, erkekler için de kadınlığa dair katı algıları yıkabileceği bir sahne sunmak. Hep mizahta erkeklerin bir takım özel alanları veya neyse onlardan bahsediliyor ve bu hani o kadar doğal ki! Çünkü erkeklik insanın en doğal, en doğru hali hani!” diye sözünü tamamladığında Deniz, tüm masa biz kahkahadan kopuyoruz! Masada sadece kadınlardan oluştuğumuzu söylemiş miydim?

Hem dostluk hem de iş arkadaşlığı geliştiren bu kadınlarda net olarak fark ettiğimiz bir yaklaşım var, o da birbirlerine gelişmeleri için destek olmaları ve birbirlerini cesaretlendirmeleri. Önceki gece sahnede kura ile sıralarının belirlendiğini söylediklerinde çok da emin olamamıştık, bu da bir oyun muydu, şakanın bir parçası? Öğreniyoruz ki bir çok denemeden sonra geliştirilen bir taktikmiş bu. “Böylelikle”, diyor Buse, “gruptaki herkes bir gösteriyi açmayı da biliyor, kapamayı da, ortasında düşmüşse alıp onu çıkarmayı da. Her gösteride herkesin açma ihtimali var böylelikle herkes daha iyi hazırlanmış oluyor.” Hande ekliyor; “Bir de ilk çıkmak her zaman için zor oluyor, bu görevi hepimiz üstleniyoruz çeşitli mekanlarda.”

Ülkenin pek çok yerine giden grup hep olumlu dönüş almış. “Memleketin şu ana kadar gittiğimizde hiçbir yerinde olumsuz bir tepki almadık, ilginç bir şekilde gayet herkes çok mutlu bir şekilde ayrılıyor. Böyle, düğün salonu gibi terk ediliyor zaten ‘Hoş geldiniiiz, Hoşça kalıııın’ diye uğurluyoruz” diyor Hande. Sonra açıklık getiriliyor tabii, İzmir’de olamamış ama seyircileri kapıdan uğurlamak gibi bir adetleri varmış.

“Samimi olduğumuza inanıyorlar, onu biz karşı tarafa geçirmeye çalışıyoruz aslında. Çünkü başka türlü bu kadar şeyden bahsedemezsin. Önce biz eşitiz. ‘Bak, biz de sizin kendi aranızda konuştuğunuz şeyleri aslında sahneye taşımaya çalışıyoruz’ onu vermeye önem gösteriyoruz. Onu aktarabildiğin zaman, seyircinin o algısı da kırılıyor. O zaman utanmıyorlar, biraz daha açılmaya başlıyorlar. İhtiyacı da var insanların.” diye Hande bize işin derin boyutlarını aktarıyor. Bir anda muhabbet ciddileşiyor, Buse’den de toplumda gülme ve bastırma güdülerinin beraber geliştiğini öğreniyoruz, “ağızlarını kapatarak gülen kızlar oluyor, ‘kız ağzını neden kapatıyorsun?’”. Erkeklerin tepkisi önce ufak bir şok sonra yavaş yavaş algılama ve kabul edip tadını çıkarma şeklinde oluyormuş, onu da Şirincan’dan öğreniyoruz.

Son olarak “neden komedi?” deyiveriyoruz. Bu noktada yukarıda yaptığım tenzihi hem hatırlatmak hem de bir ekleme yapmak istiyorum: Masada sekiz kadındık. Deniz dışında, grubun temel iddiası, zaten hep komik kadınlar oldukları üzerine. Deniz, ben sonradan komik oldum, diye bir ekleme yapıyor. Hayata bakışlarını ve yaklaşımlarını mizahla yaşıyorlar ve komedi onlar için bir ifade biçimi. Aslı ve Buse’nin daha hiç stand-up fikri yokken düştükleri yıllar sonra denk geldiklerinde “yok artık” dedirten notları var. Aslı üniversite yıllarında kendine attığı mailleri bulmuş. Hepsi ona komik gelen şeyleri içeriyor. Buse’nin ise lisede arkadaşları ile tuttuğu defterde ‘Buse ileride stand-up yaparsa kullansın’ diye not edilen espriler varmış.

Tabii ki olay sadece bundan ibaret değil. Aslı bize stand-up’ın ne kadar doğrudan bir performans olduğunu hatırlatıyor “Orada bir başkasının senaryosunu oynamıyorsunuz, kendinizi ortaya koyuyorsunuz. Daha direk ve daha net. İzleyiciden ancak o anda tepki alabilirsiniz, bu işin bir provası yok. O an bir şaka tuttu ya da tutmadı bir daha tutup tutmayacağını ancak bir başka gösteride anlayabilirsiniz. Sürekli kendinizi cesaretle itmeniz ve geliştirmeniz gereken bir biçim.” Hande, Aslı’nın sözlerini sürekli başını yukarı aşağı oynatma suretiyle onayladıktan sonra ekliyor “Sen kendi hayatından yaşadığın bir durumu anlatıyorsun. Bu da özgürleştiriyor ve şifalandırıcı bir yanı var cidden. Kadın durumunu anlatıyorsun bunu bile konuşmanın zor olduğu bir ülkede kalıpları kırmaya yardımcı oluyor. Gergin dönemlerden geçiyoruz, hem kendimizi hem seyirciyi rahatlatan bir yanı var, ihtiyaç var.” Şirincan sözü tamamlıyor, “Anlatılacak daha çok şey var, ancak şu an sadece kadının kadınlığını yaşama biçimlerinden bahsetmek bile yeterince bir mesele”.

Biraz da gelecekten konuşuyoruz, önlerinde ne tür projeler var, bir sonraki İzmir ne zaman? ‘Kaçırdık, tüh tüh’ demeye gerek yokmuş. Çok Da Fifi Aralık’ta yine İzmir’de. Biz röportajı yayına hazırlarken ayrıntılar hala belli değildi.

Bir de Çok Da Fifi TV, Youtube kanalının Kasım ayı içinde açılması planlanıyor! Böylelikle Deniz’in deyişiyle, “Türkiye’nin ilk ve tek, büyük olasılıkla Ortadoğu ve Balkanların da tek kadın stand-up grubu” Çok Da Fifi! dünyaya açılıyor. Siz bu satırları okurken belki de kanal açılmış olabilir bile. Sosyal medyadan bizim hatunları takibe almayı geciktirmeyin deriz.

  cokdafifihatunlar
  cokdafifi_hatunlarstandup

Ezgi Ceren Kayırıcı